şikago

ucuz uçak bileti şikago

şikago

1795’te Avrupalı misyonerler tarafından Kızılderililerden satın alınan Chicago, ‘Rüzgarlı Şehir’ olarak da biliniyor. Michigan Gölü’nün kıyısında yer alan şehir, ABD’nin en kalabalık üçüncü şehri ve şehir planlaması konusunda çok düzenli. Chicago geziniz için bahar ve yaz mevsimini tercih etmeniz akıllıca olur, çünkü bu şehir kış mevsiminde oldukça karlı ve soğuk oluyor.

Şehrin merkezi ‘The Loop’ adıyla da biliniyor. Burada iş merkezlerinin yanı sıra eski ve önemli kültürel noktalar da var. Bunlardan belki de en önemlisi Uzak Doğu’dan ilham alınarak dekore edilen The Oriental Theatre. Bu eski yapı, 1926’dan bu yana sinema salonu ve konser salonu olarak hizmet veriyor. The Oriental Theatre’ın ismi Şubat 2019’dan bu yana, ünlü tiyatro işletmecisinin anısına James M. Nederlander Theater olarak anılıyor. 251 kilometre uzunluğa sahip olan Chicago Nehri, şehir merkezinin ortasından geçiyor. Ziyaretiniz 17 Mart’taki Aziz Patrick Günü’ne denk geldiyse, özel bir boyayla yeşile boyanan Chicago Nehri çevresindeki kutlamalara katılmayı unutmayın.

Gökdelenlerle dolu bu şehrin simgesi olan 110 katlı Sears Tower, uğramanız gereken ilk yer. 1970’te yapımına başlanan gökdelenin ismi, 2009’da Willis Tower olarak değiştirilmiş. 103. katında, fotoğraf çektirebileceğiniz ve harika bir manzaraya sahip camdan bir teras bulunuyor. Chicago’nun en sevilen binalarından biri olan 333 Wacker Drive ise görülmesi gereken başka bir bina. Mavi ve yeşil camlarla kaplı olan yüzeyi gün batımında ateş kırmızısına bürünüyor ve harika bir görüntü sunuyor. A.B.D.‘nin en eski ikinci yapısı olan Water Tower, şehrin simgelerinden bir diğeri. 1871’deki 3 gün süren büyük Chicago yangınından sağlam çıkmayı başarabilen tek yapı olan bu bina, günümüzde müze olarak kullanılıyor. Karşısında ise aynı ismi taşıyan bir alışveriş merkezi var.

Şehrin mimari açıdan bir diğer önemli bölgesi ise Hyde Park. Burada modern mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan mimar Frank Lloyd Wright’ın tasarladığı harika evleri görebilirsiniz.

Şehir merkezinde yer alan Millenium Park’ta bulunan Anish Kapoor imzalı The Cloud Gate heykeli, metalik bir fasulyeye benzeyen görüntüsü sebebiyle The Bean olarak da anılıyor. Ayrıca yaz aylarında bu parkta toplu olarak yoga ve pilates gibi etkinlikler yapılıyor, akşamları ise Chicago Senfoni Orkestrası‘nın konserleri oluyor. Denk gelirseniz mutlaka deneyimlemelisiniz.

Grant Park’ın içinde bulunan Museum Campus’e mutlaka uğramalısınız. Fakat aklınızda bulunsun, burası 1-2 saate gezilip çıkılacak bir yer değil. Biraz yürüyeceksiniz, bu yüzden en rahat spor ayakkabılarınız mutlaka ayağınızda olsun. Özellikle gün batımında ve gece ışıklarında, şehrin silüetini keyifle izleyebileceğiniz bir yer burası. Burada yer alan Adler Planetarium, Amerika’nın ilk gökevi olma özelliğini taşıyor. Astronomi ve astrofizik konularına ilgi duyuyorsanız, mutlaka ziyaret etmelisiniz. Ayrıca buradaki sanal gerçeklik kaskları ile tıpkı bir astronot gibi uzay gezisine çıkabilirsiniz. The Field Museum of Natural History’de ise dünyanın en büyük doğa tarihi müzelerinden biri. İçerde 12 metrelik uzunluğuyla bugüne kadar bulunan en büyük T-Rex fosili olan Sue ile fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Yine Museum Campus içinde yer alan Shedd Aquarium, 1930’dan bu yana ziyarete açık ve yaklaşık 32 bin hayvana ev sahipliği yapıyor. Art Institute of Chicago ise yine Amerika’nın en büyük sanat müzelerinden biri. Burada Grant Wood’un American Gothic ve Van Gogh’un The Bedroom tablolarının yanı sıra bir çok ünlü eseri görebilirsiniz. Jackson Park içinde yer alan Museum of Science and Industry’de ise interaktif sergilerin yanısıra gerçek boyutlu bir kömür madenine veya Alman denizaltısına girip inceleyebilirsiniz. Bu müzede hayretler içinde kalacağınız kesin.

Bu kadar kültürel gezinin sonunda biraz alışverişe çıkıp kafa dağıtmak isterseniz şehir merkezindeki Magnificent Mile seçeneklerinizden biri. Eğlence için bir diğer seçenek ise Michigan Gölü kıyısında bulunan Navy Pier. Bu iskelede mağazalar, restoranlar ve lunaparkta harika zaman geçirebilirsiniz. Eğer yaz mevsimiyse, haftanın belirli günleri burada yapılan havai fişek gösterisini kaçırmayın.

Chicago, size yemek konusunda oldukça geniş bir yelpazede seçenekler sunuyor. Meksika, Fransa, İtalya, Orta Doğu ve Uzak Doğu gibi dünya mutfaklarından örnekler sunan restoranları Lakeview tarafında bulmak mümkün. Şehir merkezinde ve kuzey yakada daha çok turistik restoranlar var. Lincoln Parkı ve çevresi ise Chicago’nun en iyi restoranlarının olduğu bölge olarak biliniyor. Chicago’nun deep dish pizza adı verilen pizzaları meşhur, mutlaka denemelisiniz.

Chicago’nun en önemli yerlerinden biri de tabii ki United Center Stadı. Chicago Bulls takımının evi olarak nitelenen bu mekanın önünde efsanevi oyuncu Michael Jordan’ın heykeli bulunuyor. Takımın maçının olduğu bir gün yakalayabilirseniz, mutlaka izlemelisiniz.

Chicago gezinizi canlı müzik dinlemeden sakın bitirmeyin çünkü bu şehir caz ve blues müzik tarihinde çok önemli bir yere sahip. Blue Chicago ve Kingston Mines harika müzikler dinleyebileceğiniz yerlerden sadece ikisi. City Winery ise zamanında Prince, Sinead O’Connor, David Crosby gibi isimlerin sahne aldığı bir restoran ve gece kulübü. Burada hala canlı performanslar sergileniyor. Fakat gitmeden önce rezervasyon yaptırmak şart.