Sidney Gezi Yazısı

Murat Güloğlu

Sidney Gezi Yazısı

Uzaklardaki Cennet, Sydney

Bu kez şahane bir yerde, Avustralya’nın en popüler kenti Sydney’deyim. Kozmopolit yapısı, upuzun plajları, ikonik mimarisi ve modern yaşamıyla mutlaka gidilip görülesi yerlerden. Gidenlerin hemen hemen hepsi çok etkilenerek dönüyor bu muhteşem kentten. İşte havasıyla, doğal güzellikleriyle, stresten uzak huzuruyla karşınızda Sydney. 

Şehir gibi şehir 

Sidney, Avustralya’nın doğusunda bulunan New South Wales eyaletinin başkenti olmasının yanında ülkenin en büyük ve heyecan verici şehri olarak da biliniyor. Sidney’in en çarpıcı özelliği, cıvıl cıvıl bir şehrin, milli parklar ve dantel gibi örülmüş kıyı şeridi üzerine inşa edilmiş olması. Mahallelerle ormanların, plajların, süper restoranlar, ardı arkası kesilmeyen gurme kafeler ile doğanın sessizliği veya gürültüsünün yan yana durabilmesi sanırım bu şehri diğer güzel büyük şehirlerden veya tropik adalardan ayıran en çarpıcı özellikler. Size bu şehre, kuşbakışı bakın derim. Shangri-La Otel’in en üst katındaki Blu-Bar’a çıkıp kokteylinizi yudumlarken ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu çatı katından gün batımında şehrin üzerine oturduğu “Paramata” nehrinin sonlandığı limanı, nehrin iki yakasını birleştiren, elbise askısını andırdığı için “Coat Hanger” lakaplı köprüsünü, ismini bölgenin ilk yerlilerinin önde gelenlerinden Woollarawarre Bennelong’dan alan Bennelong burnuna oturtulmuş muhteşem opera binasını, kuzeye doğru uzanan mahalleleri, batıya doğru uzanan nehri, doğuya, okyanusa doğru uzanan limanı, batılıların ilk yerleşim yerlerinden olan Rocks bölgesini ve hele günlerden Cuma ise limanı doldurup birbirleriyle yarışan yüzlerce tekneyi görebileceksiniz. İnsan “Yok artık!” dedikten bir süre sonra, az önce gördüğünü unutup yeni bir şeye “Yok artık!” diyor. Sanki ilk deneyimledikleriniz hep daha geride kalıyor ve her şey içine girdikçe güzelleşiyor. Şehrin üzerine oturduğu milli parklar binlerce çeşit hayvanı barındırırken bu kadar yakın ve beraber yaşamanın getirdiği karşılıklı bir düzen var. Milli parkların içine girmiş mahallelerde küçük kangurular evlere kadar gelebiliyor, kuşlar korkmaksızın yanınıza yaklaşıp serenat yapabiliyor. Okaliptüs ağaçlarının dallarına yapışmış koalalar da şaşırtmıyor.

Sidney Opera House şahane ötesi

Dünyaca ünlü Sidney Opera House’u bu şehrin sembolü olarak görürüz ya, gerek konumu, gerek sıra dışı mimarisi bu tanımlamayı sonuna kadar hak ediyor. “Oralara kadar gitmişken içinde bir etkinlik izlememek olmaz.” diye düşünenlerdenseniz, biz de sizin gibi düşündük. Sydney Senfoni Orkestrası çaldı, bize ise “Dramatic Mozart” dinlemek düştü. İçi dışı kadar etkileyici olmasa da o atmosferi yaşamak güzeldi. Danimarkalı mimar Jorn Utzon’a selam olsun… Şehrin en ünlü simgelerinden biri olan Sydney Harbour Bridge, Opera House’a o kadar yakın ki insan hangisine bakacağını şaşırıyor. Köprünün yayalara ayrılan bölümüne giderek, “Kemerlerin üzerinden yürüyüp en tepeye çıkarım” diyorsanız, yorulacak olsanız da karşılığında kavuşacağınız muazzam şehir manzarasının tüm yorgunluğunuzu unutturacağına emin olabilirsiniz.

Sürprizler her yerde 

Sürprizlerle dolu bir şehir Sidney. Şehrin merkezinde Opera House gibi devasa bir yapıdan çıkar çıkmaz bir botanik parka dalabiliyorsunuz. Oraya giderken bir bakıyorsunuz denizin içine kurulu dev bir sinema ekranı. Şehir manzarası eşliğinde açık havada gece sineması fikri harika değil mi? (Biletimiz olmasına rağmen yağmura yenildik ve deneyimleyemedik.) Milli parkların içine yayılmış yüzlerce kilometrelik yürüyüş parkurlarının en kolay ve en keyifli olanlarından bir kısmı kıyı şeridi boyunca olanlar. Erişimi kolay, şehrin içinde yapacağınız bu yürüyüşlerde kendinizi vahşi ormanların içinde, ıssız plajların kenarında bulabiliyorsunuz. Hem büyük şehir hem sahil kasabası hem işyeriniz hem ıssız plajlarınız gibi bir yer burası. Eve gelip kendinizi birkaç dakika içinde parka, bahçeye, denize atacağınız bir rahatlık sunuyor size Sidney. Huzur duygusuyla dolu, karmaşa ve stresten uzak bu şehirde, insanlar hak ettikleri şekilde ve insanca yaşıyor.

Ah o plajda ben de olsaydım

Sydney’de deniz size çok sayıda alternatif sağlıyor. Öyle güzel plajlar var ki! İster kolunuzun altında sörf tahtanızla okyanusa koşun ister iç denizin sakinliğinin tadını çıkarın. Büyük bir şehrin içinde hepsi birbirinden farklı, bazıları 3-4 km uzunluğunda plaj seçeneklerine şaşırmamak elde değil. İlgimi çektiği için bahsetmeden geçemeyeceğim. Avustralya’da en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri de okyanus plajları. Okyanus plajlarındaki güçlü devinimler buna alışık olmayan iyi yüzücüler için dahi ölümcül olabiliyor. Okyanus kıyılarına alışkın olmayanların denize mutlaka sarı kırmızı bayraklarla işaretli aralıktan girmeleri, bu bayrakları görmedikleri yerlerde ise girmemeleri tavsiye ediliyor. Diğer bir alternatif ise plajların kenarındaki kayalıkların içine oyulmuş kaya-havuzlar. Denizin bir parçası olmakla beraber kayalarla sınırlanmış korunaklı havuzlar daha sakin bir deniz deneyimi için mükemmel. Bu bilgiyi de verdikten sonra geçelim bir başka konuya. Sydney’in en ünlü plajının “Bondi Beach” olduğunu duymuşsunuzdur. Gerçekten güzel olsa da diğer plajları gördükten sonra bu ünün haksız olduğunu düşündüm. Her biri birbirinden farklı, öyle muhteşem plajlar var ki aralarından birinin böylesine öne çıkmasını doğru bulmadım. Ne yani şimdi Cooge’yi, Balmoral’i, Shelly’i, Manly’i ve daha nicelerini görmezden mi geleyim? Ya da aklımın kaldığı ve yeniden gitme hevesiyle ayrıldığım Palm Beach civarındaki cennet kumsalları yok mu sayayım? Konakladığım yer olan Pittwater’a yakınlığı nedeniyle Narrabeen’i Mona Vale’i “mahallemin kumsalı” sayıp kalbimde ayrı bir yere koymayayım mı?

Avusturalya starların memleketi 

Avustralya’dan çıkıp dünyayı kasıp kavuran oyuncu ve şarkıcıların sayısı hiç az değil. Nicole Kidman, Cate Blanchett, Hugh Jackman, Heath Ledger, Naomi Watts gibi aktör ve aktristlerin yanında Sia, Kylie Minogue ve Guy Sebastian gibi şarkıcılar da ülkelerinin adını dünyaya duyurmada oldukça etkili. Bir de Tazmanya Canavarı’ndan bahsedelim. Çizgi filmi bile çekilen bu tür Avustralya’ya özgü bir hayvan olarak dünyaca bilinen bir üne sahip.

Gözlerinizi Blue Mountains ’da dinlendirin

Sydney’e uzaklığı yaklaşık 100 km olan Blue Mountains (Mavi Dağlar) ülkenin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden. Şehirden çıkıp batıya doğru gidecek ve vardığınızda “İyi ki gelmişim!” diyeceksiniz. Yeşilin, mavinin ve daha pek çok rengin birbirine karıştığı dünyaca ünlü bir kanyon burası. Bakana sonsuzluk duygusu veriyor. UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde bulunan bu yer kayalıklar ve ormanın eşsiz bir buluşma noktası. 7 park ve gözlem evinden oluşuyor. Gezip görmek için tren ve yürüyüş parkurları var. Mavi görünümünü okaliptüs ağaçlarından yayılan bir yağ bulutundan aldığı söyleniyor.

Bu restaurantlar tavsiyemdir 

Sydney demek güzel restoranlar ve lezzetli yemekler demek. Beklentinize karşılık verecek çok özel yerler var. İşte en sevdiklerim:

COTTAGE POINT – Ku-ring-gai milli parkı içinde deniz kenarında harika manzaralı bu restoran “en sevdiklerim” listemin ilk sırasında. Ucuz değil ama gerek servisiyle, gerekse yediklerinizin lezzetiyle ödediğinizin hakkını fazlasıyla veriyor. En çok da mükemmel konumuyla…

JONAH’S – Whale Beach yakınlarında şık bir atmosferde sanat eserine benzeyen yemekler için tercih edilmesi gereken öncelikli yerlerden. Çevreye kuşbakışı bakan konumu ve muazzam manzarası şerefine güzel bir kokteyl yudumlamanızı öneririm. Seçimlerinizden mutluluk duyacaksınız.

FELIX  Sydney’in merkezinde bir Fransız bistrosu. Gerek şarap mönüsü gerekse yemekleri oldukça başarılı. Güzel bir ortamda Fransız yemeklerinin tadına bakmak isterseniz deneyin derim.

THE BATHERS PAVILION RESTAURANT  En sevdiğim yerlerden olan Balmoral Beach’de yer alan bu güzel kafe - restoranda yediğim her şeyi çok sevdim. Yolunuz buraya düşerse harika kahvaltı seçeneklerini ve leziz kruvasanlarını deneyin derim.

CHURCH POINT WATER-FRONT CAFE  İşte nefis ve çok şirin bir kahvaltı mekanı daha! Sydney’in kuzeyinde Pittwater denen bölgede yer alan kafede ister müsli, ister banana bread, ister egg benedict yiyin, çok seveceksiniz. En çok da manzarasını beğeneceksiniz.

BOATHOUSE  Kayıkhane. Plaj kulübesi tarzı Boathouse bir restoran zinciri ve sizi kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor. Sahili güzel olan her yerde karşınıza çıkabilir. Mekan sıcak ve rahat. Yiyecek ve içecekler ise son derece leziz. Buna bir de denizin üzerinde olma duygusunu katarsanız mutlaka seversiniz.

ANASON  İlle de Türk restoranı diyenlerdenseniz. “Anason” derim. Deneyin pişman olmayacaksınız. Barangaroo bölgesinde yan yana restoranların arasında en rağbet göreni. Bunda hem yemeklerinin lezzeti hem de mükemmel işletmesi etkili. Türk şaraplarını tanıtmaları, her hafta Gaziantep’ten baklava getirmeleri, Türk kahvesi ikramları hoşuma gitti. Yemekleri de çok iyiydi. Çiğ köfteden pastırmaya, dolmadan ahtapota tandırdan pideye ne ararsanız vardı. Türk restoranı olduğu için değil, iyi olduğu için öneriyorum.

BENNELONG  Opera House’un girişinde bulunan bu köklü restoran hem servisi hem yemekleri hem şarap menüsü hem de atmosferiyle seçenekleriniz içinde olmalı.